Batının toplum ve insan anlayışı ile ortadoğunun toplum ve insan anlayışı arasındaki farkların oldukça derin olduğu su götürmez bir gerçektir. Batıda ferdiyetçi doğuda ise toplumcu bir yaklaşım bulunmaktadır. Batının da bu merhaleye kolaylıkla gelmediği herkesin malumudur. Doğunun toplumcu bakış açısı insani içerikten mahrum olduğu için genellikle sosyalist değil totaliter ve otoriter yönetimlerin oluşmasına neden olmuştur. Hukuk fikrinden mahrum bir bakış açısı ile doğu her zaman tek adam arayışı içine girmiştir. Herhangi bir ideoloji ise bu tek adam düzeninin fikri temelini ve desteğini oluşturmuştur. Doğu toplumları bu nedenle doktrin devletlerini sürdürmekte ısrar etmekte hukuk devleti olmaya yanaşmamaktadır. Ne yazık ki din gibi kutsal bir kurum dahi bu hukuktan yoksun yapının sürdürdülmesi için kullanılmaktadır. Pakistan yönetimi nükleer silaha sahiptir fakat halkı inanılmaz bir sefalet ve cehalet içinde yaşamaktadır. Batı devletleri de nükleer silaha sahiptir fakat halkı refah içinde yaşamaktadır. Pakistan yönetimi bu silahı halkını korumak için değil, faşist düzenini sürdürmek ve korumak için kullanacaktır. Batı yönetimleri ise halkını korumak için bu silahları kullanacaktır. Bu nedenle nükleer silaha sahip faşist ya da otoriter başka bir yönetimin nükleer silaha sahip olması ile halkını korumak isteyen bir demokratik yönetimin nükleer silaha sahip olması arasındaki farkı görenler batının nükleer silaha sahip olmasına ses çıkarmazken iran ya da pakistanın böyle bir silaha sahip olmasını tehlikeli buluyorlar. Bunun objektif bir bakış olmadığını söylemekle beraber tamamen haksız olduğunu söylemekte mümkün değildir. Demokratik hukuk devleti olmayan yönetimler hem halkını hem de başka devletleri korkutmaktadır. Batı ülkelerinde nükleer silahların sahibi dolaylı olarak halk ise totaliter hukuksuz doğu ve orta doğu devletlerinde nükleer silahların sahibi azınlık yönetimi olmaktadır. Bu durum batılı devletlerin nükleer silah sahibi olma olgusuna bir nebze meşruiyet kazandırmaktadır. Hukuk devleti olan bir yönetim haklı olarak hukuk devleti olmayan yönetime karşı kendini korumak hakkı vardır.
Aslında nükleer silahların tüm dünyada yasaklanması gerekir. İdeolojik çatışmaları ortadan kaldıracak olan tek olgu hukuk devleti olmaktır. Gerek dahili gerekse harici düzende hukuk devleti olmak birinin ötekinden korkmasını önleyecektir. Tüm dünyada barışa dayalı düzenin kurulması tüm insanlığın tek çatı altında toplanması ideolojik ayrılıkların bitmesine bağlıdır. İdeooljik ayrılıkları bitirmek ise hukuk düzeni sayesinde mümkün olacaktır. Herkes bilir ki hukuk düzeninin ideoloji ile bir ilişkisi yoktur. Hukukçunun ideoloji ile ilişkisi olabilir. Hukuk bir budistin, müslümanın veya hıristiyanın hakları arasında fark gözetmez. İnsanları birbirinden ayıran olgu ve güç ideolojilerdir. İdeolojileri etkisiz hale getirecek olan güç hukuktur. Hukuku idrak etmeyen kişi veya toplumlar mutlaka bir ideoloji hakimiyetinde yaşamak zorundadırlar. Ya da ideoloji hakimiyetinde yaşadıkları için hukuku idrak etmekte zorluk çekmektedirler.
Dünyanın bölgesel yada genel bir nükleer savaş yaşamaması için ideolojik ayrılıkların ortadan kaldırılması ve ortak bir hukuk düzeninin geliştirilmesine çalışılması gerekir. Cumhuriyet devrimlerinin Türk toplumunu batıya eklemeye çalışması bu yönüyle anadolu insanının geleceğini koruyan bir fonksiyon ifa etmiştir. Fakat kendi içinde geleneksel ideoloji bataklığına düşerek ve hukuku ıskalayarak batıyı anlamakta zorluk çeken Türkiye, nükleer çatışmadan zarar görebilir. İran zaten batı ile tamamen iki ayrı kutbu oluşturarak bu çatışmanın ortasında yer almaktadır. Fakat İranın tarihi bir siyasetçi olduğunu tıpkı Irakta olduğu gibi amerikayı ortadoğuya türkiyeyi tasfiye ederek yerleşmesini sağlamak için oyun oynadığını düşünmek gerekir. Bir kimse aptalığını olduğundan fazla gösteriyorsa bu onun aptal olduğunu değil zeki olduğunu gösterir. Bu açıdan iran batının muhalifi değil, müttefikidir. İran Irak gibi Amerikayı ortadoğuya yerleştirebilir ve bu arada Türkiyeyi tasfiye ederek tarihi hasmını yok etmiş olur. Pers imparatorluğunun tasfiyecisi ne iskender ne de araplardır. Persleri İrana tıkan hatta İranı Türkleştiren güç osmanlı ve selefi selçukludur. Bu operasyon gerçekleştikten sonra bir bakarsınız ki eski İrandan eser kalmamış tıpkı batılı gibi yaşayan bir İran ortaya çıkabilir. Fakat ortada Türkiye kalmamış olabilir. Zira bölünme riski taşıyan tek ülke Türkiyedir. Bu nedenle Türkiyenin ideolojik ortaklıklardan kaçınarak tamamen seküler çıkarlarını koruyan bir politika izlemesi gerekir.