Halk ile devlet bir madalyonun iki yüzü gibi olmalıdır ki halka ve hukuka dayalı sürdürülebilir bir düzenden bahsedilebilsin. Modern devlet kuramlarının öne çıkardığı husus halkın yönetmek hakkını, kuvvet kullanmak yetkisini devlete devretmesidir. Aslolan halkın varlığıdır. Halk örgütsüz çoğunluğu oluşturduğu için bu çoğunluk örgütlü bir azınlık tarafından yönetilmelidir. Halkın içinden çıkacak olan bu azınlık ile geride kalan çoğunluk arasındaki ilişkilerin hakkaniyete ve liyakata uygun olarak düzenlenmesi bu nedenle zorunludur. Halktan yönetme hakkını devralan azınlığın örgütlenme biçimi ve halk ile olan ilşkileri bir kurallar düzenine tabi olmalıdır. İşte bu kurallar düzenine anayasa denmektedir.
Anayasa yapılmakla mesele çözümlenmez. Ayrıca anayasanın hayata geçirilmesi münferit hadiselerde hakkın teslim edilebilmesi gerekir. Bireyin hakkı ihlal edildiğinde derhal müdahale ederek hakkı iade edecek bir örgüte ihtiyaç vardır. Bu örgüt yönetimin dışında olmalıdır ki hakkı ihlal eden süje yönetimin kendisi ise engel olabilmelidir. İşte uygulamada başarılamayan husus budur.
Bu konuda en başarılı uygulama ve nazariye kuvvetler ayrılığı nazariyesidir. Bu nazariyenin gereği olarak ayrı bir adalet örgütünün yönetimden bağımsız olarak tesisi cihetine gidilmiştir. Fakat yönetme yetkisini devralan örgütlü azınlık kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir şekilde arkasına dolanmayı başarmaktadır. Meclis içinden seçilen bir hükümet ve hükümet içinden seçilen bir adalet bakanı ile adli düzen tesis edilemez. Öncelikle yasama ve yürütme organları arasındaki farkı ortadan kaldıran parlamenter demokratik düzenin değiştirilmesi gerekir. Eğer yasama organı halktan devraldığı hakimiyet hakkını, hükümet ile özdeşleşirse kontrol edilemez bir şekilde kullanabilir. Yasama ile Yürütme erkinin ittifak ettiği bir ülkede yargı erkinin bağımsızlığından ve varlığından söz etmek mümkün değildir. Yönetimler bu sebeple ortaya çıkan hukuk açığını ise doktrinlerle doldurmaya çalışmaktadır.
Bu konuda en başarılı uygulama ve nazariye kuvvetler ayrılığı nazariyesidir. Bu nazariyenin gereği olarak ayrı bir adalet örgütünün yönetimden bağımsız olarak tesisi cihetine gidilmiştir. Fakat yönetme yetkisini devralan örgütlü azınlık kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir şekilde arkasına dolanmayı başarmaktadır. Meclis içinden seçilen bir hükümet ve hükümet içinden seçilen bir adalet bakanı ile adli düzen tesis edilemez. Öncelikle yasama ve yürütme organları arasındaki farkı ortadan kaldıran parlamenter demokratik düzenin değiştirilmesi gerekir. Eğer yasama organı halktan devraldığı hakimiyet hakkını, hükümet ile özdeşleşirse kontrol edilemez bir şekilde kullanabilir. Yasama ile Yürütme erkinin ittifak ettiği bir ülkede yargı erkinin bağımsızlığından ve varlığından söz etmek mümkün değildir. Yönetimler bu sebeple ortaya çıkan hukuk açığını ise doktrinlerle doldurmaya çalışmaktadır.
Halkın hukukuna uzak olan bir ülkede anayasa kavgalarının bir türlü bitmek bilmemesinin sebebi, seçkinlerin arasındaki üstünlük mücadelesinden başka bir şey değildir. Halkın hukuku hala güçlülerin ayakları altında olan bir ülkede anayasanın hayata geçirilmesi sorunu var demektir. Bunun tek yolu halkın hukukunu haksız güçlülere karşı koruyacak bir yargı örgütünün oluşturulmasıdır. Bunu yapmak yerine kendi doktrinlerine dayalı haksız düzeni sürdürmek isteyenler anayasa kavgasını devam ettirmektedirler. Halkın müdahil olmadığı veya müdahil olacak kadar aydınlatılmadığı bir ülkede anayasa kavgasının yol açacağı kargaşada halk dolgu malzemesi olarak kullanılır. Nitekim 1961 ve 1982 anayasasını halk sadece oylamak için sandık başına gitmiştir. 1876 anayasasını ise padişah tek başına feshetmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder