Türkiye’nin sosyolojik tahlilini yapmak o kadar zor ki. Bilhassa batılılaşma sürecinde her kimlik diğerine karıştı. Bunun adını bazı yazarlar kimlik bunalımı koydu. Fakat Osmanlının her döneminde bu kimlik bunalımı vardı. Çünkü Osmanlı medeniyeti de bir dönüştürme medeniyeti idi. Anadolu 9. yüzyıldan itibaren hem etnik hem de kimlik bakımından bir değişim yaşamaya başladı. Anadolu böyle bir değişime ihtiyaç duyuyordu. Çünkü Anadolu halkı mevcut yönetimden memnun değildi ve güvenlik ve huzur arıyordu. Bunu temin edecek olan gücün kimliği veya ideolojisi önemli değildi. Sabah kalktığımızda kendimizi hal ve gelecek açısından güvende hissediyorsak ve toplumda ortalama bir refah varsa, ihtiyaçlar insani ölçüde karşılanabiliyorsa, sorunlarımızın büyük bir kısmı çözümlenmiş demektir. Bu nedenle kimlik bunalımı dediğimiz şey aslında düzen ve hukuk bunalımıdır. Çünkü bu ihtiyacı ancak hukuk düzeni giderebilir. Osmanlının adalet anlayışı ve adalete verdiği önem Anadolu’nun dönüştürülmesinde en önemli faktörlerden birisi olmuştur. Keza genişleme dönemi adalet anlayışının bir neticesidir. Fakat bu adalet anlayışı her zaman doktrinle beslenmiştir. Seküler bir yapıyı ayakta tutacak kadar güçlü ve sistemli hale getirilmemiştir. Seküler ihtiyaçlar karşılanamaz hale gelince doktrin toplumu ayakta tutamamış ve hukuk açığı ortaya çıkmıştır. Jüstinyen dönemi Roma ile ikinci Mahmut dönemi Osmanlı aynı karakter arzeder. Toplumu doktrinle ayakta tutamayacağını anlayan yönetim hukuksal çözümler üretmeye başlamıştır. Böylece yönetim halk diye bir olgunun varlığını somut olarak kavramış olmaktadır. Çünkü hukuktan bahsediyorsanız halkı nazara almışsınız demektir. Bu aynı zamanda yönetimin temelini sağlamlaştırmaya karar vermesi anlamına gelir. Çünkü esas olan halktır. Bugün yaşadığımız kimlik değişimi ve bunalımı esasen hukuk açığından kaynaklanmaktadır. Hukuk açığı kapatıldığında toplumsal uzlaşma sağlanacak, ideolojik ve etnik arayışlar sona erecektir. Esas sorun bu noktada toplanmaktadır. Jüstinyen ve Mahmutun yaptığı hatalar ne yazık ki günümüzde de yapılmaktadır. Çünkü hukuk gücün elinde bulunmaktadır. Güç elindeki hukukun denetimi altına girmek istememektedir. İdarenin hukuku olmaz fakat hukukun idaresi olur vecizesi bunu ifade etmektedir. Burada şunu da vurgulamalıyım hukuk ile hukukçuyu aynı kefeye koymamak gerekir. Öyle hukukçu vardır ki oligarşinin bir numaralı teminatıdır. Öyle yönetici vardır ki hukukun bir numaralı savunucusudur. Ne yazık ki böyle yöneticilerin sayısı azdır ve etkin yerde değillerdir. Bu nedenle hatanın başlangıç noktasını yönetici sınıfın içinde ve anlayışında aramak gerekir. Toplumsal ekonomik veya sosyal bir sorunu çözmek istiyorsanız bunun arkasındaki hukuk sorununu görmeden başaramazsınız.
18 Temmuz 2010 Pazar
Hukuk ve kimlik bunalımı (Law and identity crisis)
Etiketler:
bunalım,
hukuksuzluk,
kimlik,
osmanlı,
roma,
yerinden yönetim
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder