Dışa yansıyan yönüyle 12 eylül yıllardır süren disiplinsiz sivil yaşamı çeki düzene sokmuştur. Her gün onlarca insan ölmekte ve siyasiler kargalar gibi birbiriyle kavga etmektedirler. Devlet işleri yürümez hale gelmiş ve asayiş iyice bozulmuştur. Bu düzensizliğe ya halk son verecek ya da halkı en iyi şekilde temsil eden bir kurum son verecektir. Doğal olanı buna siyasetin son vermesidir. Fakat siyaset o kadar dejenere olmuş ve hukuk denetimi dışında çalışan bürokrasinin üzerinde o kadar şeytani bir hüviyet kazanmıştır ki bunu yapmasına imkan olmadığı gibi anarşinin sebebi haline gelmiştir. Bu nedenle sebepten sonuçları ortadan kaldırmasını beklemek mümkün değildir. Sonuçta askerin müdahalesi zorunlu bir hareket olarak ortaya çıkmıştır. Dünyada eşi benzeri olmayacak şekilde burjuva devrimi bürokrat eliyle yapılmıştır. Fakat asker küreğin ucuna basmış ve küreğin sapı kafasına dank etmiştir. Ne çare ki bu adımı atmak zorundadır. Çünkü gerek mahalli gerekse küresel mülkiyet çekişmeleri yeni bir ekonomik düzeni dayatmaktadır. Bu yeni ekonomik düzende sosyal devlet tıpkı duvarlara “sömürüye son” diye yazan gençlerin tasfiyesi gibi tasfiye edilecektir. Bundan sonraki süreçte duvarlara gençler “parası olmayan ölsün” yazacaklardır. Hukuk denetimi altında olmayan bürokrasi ve onun işbirlikçisi siyaset makamları devlet elindeki fabrika ve işletmeleri iflasa sürüklemiştir. Böylece özelleştirme zorunlu hale getirilmiştir. Başka türlü kurtuluş imkanı yoktur. Bunun için başlatılan yeni dönemde hukuk mukuk dinlenmeyecek ve devlete ait olan her şey tasfiye edilecektir. Hatta hukuk ta tasfiye edilecek ve kontrol altına alınacak ve ülkeyi teknokratlar yönetecektir. Yeni dönemin sahipleri sermaye sahibi seçkinler, bankacılar, onlarla işbirliği yapan yönetici seçkinlerdir. Yeni dönemin en büyük özelliği devletin vergi toplamaktan ve adalet dağıtmaktan uzak durmasıdır. Vergi gelirden değil de tüketimden alınacaktır. Böylece bir hakim ayda 900 lira gelir vergisi öderken, (KDV ni saymıyoruz) serbest meslek erbabı yılda 900 lira vergi verecektir. Üstelik serbest meslek erbabının hayat standardı hakimin on katı kadar iyidir. Bunun adı hür teşebbüstür ve bu şekilde oluşan yeni sınıfın adı besleme burjuvazidir. İki tür muafiyeti vardır bu yeni sınıfın. Vergi ve adaletten muaf olacaktır. Buna karşılık yönetici elitle hukuk dışı alanda paslaşacaklardır. Bu paslaşma hukuk dışı alanda olduğu için maşa olarak halkın alt sınıflarını kullanacaklardır. Böylece meşhur MURO lar türeyecektir. Doğal olarak böyle bir düzenin sürdürülmesi mümkün değildir. 1983 ile 2000 yılları arasında bu inek sağıldı ve sütün bir kısmı kentsoylu seçkinlere, bir kısmı işbirlikçi bürokrasiye, bir kısmı murolara aktarıldı. Böylece bölücü örgütlere vergi verebilecek yeni bir orta sınıf yaratıldı. Bu arada zavallı asker ve vatansever subaylar ülkeleri için iç çatışmayı kazanmaya gayret ettiler. Her evde bir gazi veya şehit dönemi başladı. Rehabilitasyon merkezleri açıldı, gözsüz, kulaksız, bacaksız insanlar yeniden annelerinin yanına bakıma muhtaç çocuklar gibi döndüler. İneğin ölmemesi için 2001 yılında Türk lirasının itibarı güya geri iade edildi. Ülke gayrısafi milli hasılası kadar dış ve iç borca batırılmıştı. Bu nedenle artık Türk lirasının değerli olmasının bir mahzuru yoktu. Bankalar, bürokrasi ve siyasetin işbirliği ile hazineyi yeterince soymuşlardı. Hazine maaşları ödeyemeyecek hale gelince bu gidişata dur dendi. Bunu önceden haber alanlar bankaların içini boşaltarak sırra kadem bastılar. Bu ikinci dönemde hukuk denetimi dışında çalışan yönetici seçkinler ile mülkiyet seçkinleri bankaları piyasa ile beslemeye karar vermişlerdi. Şimdi yollarda kapanmış fabrikaları görür, köylülerin tüm arazilerinin bankalar tarafından ipotek edildiğini ve satıldığını duyarsanız bu yeni yöntemin nasıl işlediğini anlarsınız. Bu oyunun değişmeyen galibi hukuka tükürmeyi adet edinen yönetici seçkinler ve onların ortakları parayı yöneten seçkinlerdir. İşte 12 eylül 1980 darbesi Avrupa’da olduğu gibi toplumu taşıyan bir burjuva sınıfı oluşmasını temin edememiştir. Çünkü hukuku tasfiye etmiştir. Oluşan sınıf hukuksuz yol ve yöntemlerle gelişen ve yetişen bir orta sınıftır. Bu orta sınıf mülk sahibi olunca statüsünü sürdürmek için hukuk aramakta fakat bulamayınca başka sosyal teminatlar aramaktadır. Bu teminat tarihsel değerler ve kurumlardır. Orta sınıfın bu arayışı modern Türkiye’nin değişimi ve dönüşümü hatta geriye gidişi olarak algılanmaktadır. Halbuki bu gelişme hukuksal otorite boşluğunun doldurulmaya çalışılmasından başka bir şey değildir. Diğer yandan ortaya MURO dediğimiz farklı ve yeni bir orta sınıf çıkmış ve besleme burjuva düzeni sürdürülmüştür. Hala toplumu ve devleti taşıyacak hukuka dayalı bir orta sınıf mevcut değildir. Hala ülkeyi bu hale getiren bürokrasi ve siyaset, dolayısıyla halk hukuk denetim altında değildir. 12 Eylül adi ve siyasi anarşiyi kısa bir süre sona erdiren bir hamledir. 12 Eylül hukuka dayalı bir toplum ve devlet düzeni kurmaktan uzak bir hareket olduğu gibi bu amacın tam aksi yönüne devleti çekip götüren bir harekettir. Bu nedenle akut başarısını kronik bir başarısızlık takip etmiştir. Neticede asker araç olarak kullanılmıştır. Sonuç, elde var sıfırdır. Peki bundan sonra ne olacak? Besleme burjuvazi değerli Türk lirasına daha fazla dayanamayacak ve iflas edecek. Bu sınıfı kurtarmak için devalüasyon yapılamayacak, aksi halde dış borçlar ödenmez hale gelecek ve hazine konkordato ilan etmek zorunda kalacak, bunu alacaklı kuruluş ve ülkeler istemeyecek. Zaten besleme olduğu için mülkiyet seçkinleri Türk lirası ister değerli, ister değersiz olsun iflas potansiyelini devamlı taşıyor. Fakat devlet baba olduğu için ortadan kalkmıyor ve yaşamını sürdürüyor. Devlet baba daha fazla besleme gücünü kaybedecek. Çünkü deniz bitti. Bu nedenle bu sınıfın geleceği endişe verici. Doğal olarak bu sınıfın tehdit altında olması tüm sınıfların tehdit altında olması anlamına geliyor. Bu sınıf sosyo-ekonomik ana iskeleti oluşturuyor. Bir nevi devletteki bürokrasinin toplumdaki muadili. Bu yerli sınıfın çökmesi ve yerini yabancı sermayenin alması bir çözüm olabilir. Fakat sermaye ister yerli isterse yabancı olsun hukuk koruması olmadan yaşayamaz ve işlevini yerine getiremez. Bürokrasi hukuk düzenini tesis etme çabalarına eskiden olduğu gibi muhalif kalacak ve yabancı sermayenin vur kaç tarzı çalışmasına neden olacak. Böylece düzenin sermaye ayağı çökecek ve çöküş tüm alanlara sirayet edecek ve bunu siyasi-adi anarşi takip edecek. Yapılması gereken iş, etkin bir hukuk düzeni kurmak ve sermayeyi kalıcı ve işlevsel hale getirmektir. Bunun içinde hukuku sosyolojik amaçlara hizmet edecek halde tatbik etmek yeteneğine sahip bir yargı örgütünün kurulması gerekir.
20 Eylül 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder