12 Ağustos 2009 Çarşamba

Hukuk ve Ekonomi (Law and Economics)

Ekonominin temel yapı olduğu hukukun ise üst yapı olduğu materyalist doktrinler tarafından ileri sürülmüş ve genel olarak kabul görmüştür. Gerçekten de ayakkabının olmadığı bir yerde ayakkabının kime ait olacağı tartışılmaz. Önce ayakkabının yapılması lazımdır. Bu ise ekonomik bir faaliyeti ve çabayı gerektirir. O halde ekonomi alt yapıdır. Ekonomi önce meta dünyasını oluşturmalı, bundan sonra metanın nasıl paylaşılması gerektiğine oturur karar veririz. Bu basit mantığa hitap eden bir yaklaşım olarak anlaşılması oldukça kolay. Fakat bu yaklaşım bazı ayrıntıları gözden kaçırıyor.
Ekonomik varlık olarak nitelendirdiğimiz herşey malllar ve hizmetler, beşeri bir unsur tarafından meydana getirilir. İnsan olmasaydı her halde ekonomide olmazdı. İnsansız bir dünyada ekonomi değil, ekoloji olurdu. O halde insanların yetenekleri, emekleri, gayretleri ve işbirliği sayesinde ekonomi dediğimiz dünyanın varlıkları ortaya çıkmaktadır. İnsanların ekonomik değer yaratmaları için öncelikle huzur ve güven içinde bir araya gelmeleri lazımdır. Eşkiyaların dağlarda egemen olduğu bir coğrafyada köylülerin ovalarda üretim yapmaları bir mana ifade etmez. Öncelikle eşkiyanın taarruzundan köylüyü ve onun ürünlerini işleyen ve pazarlayan şehirliyi korumamız gerekir. Bunun için yönetme yetkisini haiz bir örgütün varlığı icap eder. Bu örgütün amacı görüldüğü gibi eşkiyadan, talandan, haksızlıktan, masum insanları korumaktır. Bunun sağlanması için örgütün hukukun üstünlüğünü öncelikle kabul etmiş olması ve bunun hayata geçmesi için çaba göstermesi gerekir. Aksi halde köylünün ve şehirlinin korunması, can, mal ve ırz güvenliğinin sağlanması mümkün olamaz. Eşkiyadan kurtulan halkın karşısına bu kezde eşkiyadan daha iyi olan fakat yine hak sorunlarını çözemeyen, fakat halk tarafından finanse edilen bir örgüt ortaya çıkar.
İşte anayasa hukukçularının çözmesi gereken ana mesele budur. Halk ihkakı hak yetkisini devrettiği yönetim ile nasıl bir ilişki kuracak ve bu yönetimin hukuka uygun davranmasını nasıl sağlayacaktır? Yönetimin hukuka uygun davranmasını sağlamak anayasa hukukunun en önemli sorunlarından birisidir. Görüldüğü gibi hukuksal ilişkileri düzenlenmemiş bireylerin olduğu bir toplumda üretim olması mümkün olmadığı gibi var olan üretim talan edilir. Bugün Türkiye'de yeterli üretimin olmaması, olanında kalitesiz olması, büyümenin sürdürülememesi, terörün bir türlü bitirilememesi, hukuk düzeninin varmış gibi gösterilmesinden kaynaklanmaktadır. Toplumdaki kişi ve kurumların hukuka uygun davranmasını sağlayacak üst veya yan, fakat bağımsız ve yeterli bir kurumun olması gerektiği görüldüğü gibi izahtan varestedir.
Üretimin olması için doğal kaynaklar, emek, sermaye ve müteşebbisin olması gerekir. Hukuk bu unsurların arasında sayılmaz. Çünkü onun var olduğu farz edilir. İşleyen etkin ve yetkin bir hukuk mekanizmasının olduğu bir ülkede anılan unsurlar bir araya gelerek üretimi gerçekleştirebilir. Aksi halde bu unsurların bir araya gelmesi ve sürdürülebilir bir üretim mekanizması kurabilmesi imkansızdır. Türkiye'de bir türlü yeterli ve kaliteli bir üretimin olmaması, işsizliğin yüksek olması, dış ticaretin açık vermesi, siyasetin stabilize olmaması, anarşiye müsait sosyal bünyenin olması, köylülüğün sona erdirilememesi, vs. sosyoekonomik yaşamın hukuksal bir zemin üzerine inşa edilememiş olmasından kaynaklanmaktadır.
Halkın hukukunu yargı kurumları vasıtasıyla teminat altına almış bir anayasal düzen medeniyetin olmazsa olmaz şartıdır. Böyle bir anayasa kendini koruyacak halkın yetişmesini sağlayacaktır. Böylece ekonomik olarak irkilme ve büyüme sağlanacak, üstelik bu sürdürülebilir hale gelecektir. Ekonominin alt yapısı bu nedenle işleyen bir hukuk düzenidir. Halka hak ve özgürlük bahşetmekten mahrum bir anayasal düzende ekonomik gelişmenin olması imkansızdır. Keza yönetimin hukuka uygun davranmasını sağlayacak bir yargısal düzen bu anayasanın ana fikirlerinden birisi olmalıdır.

Hiç yorum yok: