Hukuksuz toplumlar aynı zamanda mesleksiz toplumlardır. Mesleksiz olmak medeniyet araçlarını yaratamamak anlamına gelmektedir. Böyle toplumlarda her meslek bir tabeladan ibarettir. Tabelaya itibar ederek işinizi yaptırmak veya bir mal veya hizmet satın almak için içeriye girerken üç ihlas, yedi fatiha okumanızda fayda vardır. Mühendise çizdirdiğiniz veya yaptırdığınız binanın depremle yıkılması mukadderdir. Fakat deprem olmadan kendi ağırlığı ile yıkılması çok muhtemeldir. Marketten aldığınız sucuk kesinlikle domuz yada eşek etidir. Üzerinde tarım ve köy işleri bakanlığının izniyle falan yerde üretilmektedir gibi yazılara inanmayın. Ayrıca üretim ve son kullanma tarihleri gerçeğe uygun değildir.
Hukuksuzluk işte bir toplumu böyle sahte ilişkilerden ve ürünlerden oluşan bir içtimai ve iktisadi hayatın içine atmaktadır. Türkiyede üretilen zirai ürünlerin tamamı Rusya kapısından dönmektedir. Üretilen balın yüzde altmışı avrupa kapılarından dönmektedir. Bunların tamamı oy kaygısı taşıyan, zenginin ve esnafın tepkisinden korkan siyasetçiler tarafından onay verilerek iç piyasada tüketilmektedir. Zehirleyerek yetiştirdiğimiz domatesler, içine şeker katıp tağşiş ettiğimiz ballar yabancıları zehirleyemezken, Türk halkını her geçen gün gizlice zehirlemekte ve genetiğini bozmaktadır. Eğer yabancı ülkelerde olduğu gibi tüketiciyi koruyan önlemler alınmazsa, bu ürünlerin tüketilmesi ileride sebebi belirsiz onlarca hastalığa yol açacaktır. Bu nedenle bu ürünleri üretenlerin ve üretimi denetleyenlerin ilişkileri hukuk denetimi altına alınmalıdır. Görüldüğü gibi hukuksuz toplumlarda üretilen ürünler sahtedir. Çünkü ürünü üretmekle yetkili olan kişilerin meslekleri sahtedir.
Sahteliğin sebebi icraatların hukuki bir yaptırıma tabi olmamasından kaynaklanmaktadır. Hizmet veya malın sağlığa veya cebe zararlı olması o malı üreten veya hizmeti sunan kişiye bir yaptırım olarak geri dönmemektedir. Bugüne kadar hangi vatandaş kullandığı ürünün sağlığını olumsuz yönde etkilediğini ileri sürerek tazminat davası açmış ve kazanmıştır? Hiç kimse. Yüzünü estetik cerrahına parçalatan bir kadın 20.000 lira tazminatı zor kazanmıştı. Üstelik bu para o kadının bir aylık gideri idi. Sosyeteye mensup bir vatandaş bile yüzünü parçalayan bir meslek sahibinden böyle komik bir tazminat alabiliyorsa, siz halkın ne durumda olacağına karar verebilirsiniz.
Sahteliğin sebebi icraatların hukuki bir yaptırıma tabi olmamasından kaynaklanmaktadır. Hizmet veya malın sağlığa veya cebe zararlı olması o malı üreten veya hizmeti sunan kişiye bir yaptırım olarak geri dönmemektedir. Bugüne kadar hangi vatandaş kullandığı ürünün sağlığını olumsuz yönde etkilediğini ileri sürerek tazminat davası açmış ve kazanmıştır? Hiç kimse. Yüzünü estetik cerrahına parçalatan bir kadın 20.000 lira tazminatı zor kazanmıştı. Üstelik bu para o kadının bir aylık gideri idi. Sosyeteye mensup bir vatandaş bile yüzünü parçalayan bir meslek sahibinden böyle komik bir tazminat alabiliyorsa, siz halkın ne durumda olacağına karar verebilirsiniz.
Meslekleri meslek yapan güç, iyi bir eğitim veya diploma değil, onların yaptırıma tabi tutulmasıdır. Yaptığı hatalı hizmetin bedelini tazminat olarak ödemeyen bir mühendis, mesleğini icra ederken gerekli itinayı göstermez. Keza bir doktor hastaya gerekli ilgi ve alakayı göstermez. Çünkü yapılan işin verilen hizmetin kötü olması ve tüketicinin zarar görmesi halinde ödenecek tazminat ortada yoktur ve hukuksal düzen böyle ihmali eylemleri yaptırımla karşılamak gücünden mahrumdur. Sonuçta hukuksuz toplumlarda mal ve hizmet kalitesi düşük olur. Böyle bir malı ve hizmeti ihraç etmek imkansızdır. Dolayısıyla hukuksuz toplumların dış ticaretleri her zaman açık verir ve hazineleri her zaman tamtakırdır.
Meslekleri meslek yapan güç, hukuksal mekanizmalardır. Eğer yaptığı hatalı işin veya hizmetin bedelini ilgilisine tazminat olarak ödeme tehdidi bir meslek sahibinin üzerinde olursa, o meslek sahibi kendini geliştirmeye devam edecek ve işini icra ederken gerekli özen ve dikkati gösterecektir.
Hukuksuz toplumlarda her meslek kendini olması gerekenin tam aksine hukuk denetimi dışına çıkarmak istemektedir. Ve bunu başarmıştır. Mecliste kanun yapılırken her mesleğin odası, başkanı, hocası hemen komisyonlara koşturmakta ve hukuk denetimi karşısında koruma istemektedir.
Bugün gelinen nokta şudur. Her meslek başta mebusluk olmak üzere hukuk denetimi karşısında koruma altındadır. Bunu doktorlar, mühendisler, üniversiteler, yöneticiler, bankacılar, tüccarlar, sanayiciler, askerler, şunlar bunlar izlemektedir. Görüldüğü gibi bir toplumu geleceğe ve medeniyete taşıyacak seçkinlerin tamamı hukuk karşısında muhtardır. Böyle bir toplumda seçkinlerin hukuka uygun davranmasını beklemek imkansızdır. Dolayısıyla medeniyeti oluşturacak mesleklerin içini doldurmakta imkansızlaşmaktadır. Meslek olmayınca medeniyet olmayacağına göre az gelişmişlik sürecinin sona erdirilmesi mümkün değildir. Buna azgelişmişliğin sürekliliği denmektedir.
O halde tüm mesleklerin tabela mesleği olmaktan çıkarılması azgelişmişlik sürecinin sona erdirilmesi için şarttır. Bunun içinde tüm mesleklerin hukuk denetimi altında olması lazımdır. Bu mecburiyet davacı ve davalı huzurunda tüm meslekleri denetleme gücünün hakime verilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu hakimlik mesleğinin tüm mesleklerin üzerine yerleştirilmesi anlamına gelmektedir. Halbuki Türkiyede her meslek hakimlik mesleğinin üzerinde yer almaktadır. Öncelikle tersyüz olmuş bu düzenin normalleştirilmesi gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder