Sosyal hayatın düzenli olması kadar önemli bir mesele yoktur insan hayatında. Birey olarak güvenli ve huzurlu yaşamanın anahtarı başkalarının hayatı değildir. Fakat başkalarının hayatının sizin hayatınızla kesiştiği noktaların sayisi artıyorsa, sizin mutluluğunuz ve huzurunuz başkalarının huzuru ile bağlantılı bir hale gelmektedir. Issız bir ortamda veya tenha bir yerde bu sorun sizin karşınıza pek çıkmasa da şehir hayatında başkalarına, onların ter kokularını içinize çekecek kadar yakın yaşıyorsanız, onların yaşamı hatta düşünceleri sizin düşünceleriniz ve hayatınız demektir. Ne kötü değil mi hiç tanımadığınız bir insanın hayatının seviyeli, düşüncelerinin olumlu olması sizinde mutlu olmanız anlamına geliyor. İşte başkalarının hayatını bizim hayatımız yapan şey, toplu halde yaşama zorunluluğudur. Bir otobüse veya metroya bindiğinde, bir apartmanda oturmaya başladığında, bir ofiste işe başladığında, başkalarının nefesini, ter kokusunu solumaya başladığın gibi, onların kültürünü algılamaya, düşüncelerini anlamaya, hissetmeye başlıyorsun. Ne güzel değil mi, bunca yıl ormanda yaşadıktan sonra tam da şempanze kavgalarından, ot, ağaç ve çiçek kokularından, kuş seslerinden bıkmış iken şimdi hemcinslerimizin arasına katılmış bulunuyoruz. Ormanda aslanın geyiği parçalamasını seyrederken bu duruma bir yargıcın yada polisin müdahale etmesini beklemiyorduk. Ama şimdi sokakta birisi boğazlanırken polisin ve yargıcın işe el koymasını istiyoruz. İşler öyle ormanda olduğu gibi doğal olarak ceryan etmiyor. Ormanda hayvanların ilişkilerine kimse karışmazken, güçlü güçsüzü yerken ve boğazlarken, bir başka güçlü gelip o güçlüyü boğazlarsa işte adalet yerini buldu diyorsun. Fakat insan topluluğunda aynı sistemin çalışmasını beklemek mümkün olmuyor. Sosyal hayatta bir güçlü diğer güçsüzü yok ederken başka bir güçlünün gelip onu yok etmesini beklemek, tesadüflerin yıllarca arka arkaya gelmesini beklemek anlamına geliyor. Üstelik yok edilen güçsüzün hakkı yerine gelmiyor, sadece yok eden güçlü yerine başka bir güçlü, yine başka bir güçlü tarafından yok ediliyor. Bunun bozulan sosyal dengeyi yerine koyduğunu iddia etmek için ancak olaylara boş gözlerle bakan bir maymun olmak gerekiyor. Çevremize baktığımızda aslında hepimizin bir maymun gibi davrandığını anlamak hiç de zor değil. Beyoğlu istiklal caddesinde bir alman vatandaşı bir lira isteyen bir genç tarafından boğazlanırken çevrede bulunan onlarca insan bakıyordu. Fiziken daha güçlü olmasına rağmen alman böyle bir davranışı beklemediği için boş bulundu ve öldürüldü. Münevver isimli bir kızı on parçaya bölüp attılar. Ailesi güçlü olduğu için katil yakalanamıyor.
Sosyal hayatta olaylara hemen profesyonel şekilde müdahale eden bir devlet örgütünün bulunması gerekiyor. Fakat bakıyoruz olayları maymun gibi seyreden bir kalabalığın ortasında böyle prof bir örgütün olmadığını görüyoruz. Ne polis, ne de yargıç var. Yargıç güçlülerin kavgasına karışamıyor. Güçlünün güçsüzü yok etmesine müdahale edemiyor. Haklı ile haksız ayrımı yapılırken insan olmaktan başka bir değer belirleyici rol oynayamaz. İşte bunu öğrendiğimiz gün ter ve nefes kokusunu duyarak yaşadığımız diğer insanların hayatı ile bizim hayatımızın aslında aynı hayat olduğunu anlayacağız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder