Bir devleti ve toplumu ayakta tutan üç namus vardır. Bunlar dil, kanun ve paradır.
Bir toplum için dilin ne kadar önemli olduğu izahtan varestedir. Eğer dili oluşturan kelimeler korunmaz ise aynı şeyleri düşünen ve konuşan insanların anlaşmasına imkan yoktur. Mevlana arabın, rumun, farisinin ve türkün üzüm demek için farklı dört kelime kullandığını ve bunun iletişimde ve anlaşmakta zorluğu neden olduğunu anlatır. Eğer halk basit bir nesneyi ifade etmek için farklı kelimeler kullandığında anlaşmakta zorluk çekiyorsa, havas dediğimiz seçkinlerin entellektüel konularda farklı kelimelerle anlaşmaları imkansız demektir. Gerçekten de Türkiye toplumunun entelijansiyası arasındaki fikir tartışmaları inanılmaz derecede sert geçmekte ve sonuçsuz kalmaktadır. Türkiyenin siyasi hayatında fikir tartışması yapmaktan bir iş yapmaya imkan ve zaman kalmamaktadır. Buna karşılık Türk dilinin korunduğundan ve geliştirildiğinden bahsetmeye imkan yoktur. Bugünkü neslin 1950 yılında yazılmış bir eseri dahi okuyup anlama imkanı kalmamıştır. Bugünkü Türkçede imkan, ihtimal, cevap, izah, vareste gibi kelimeleri bulmak mümkün değildir. Böyle kısırlaştırılmış ve özleştirme adına kelimeleri atılmış bir dille bilimsel çalışmalar yapmak, entellektüel tartışmalara girişmek oldukça zordur. Bu kısırlığın bilimsel alandaki eserlere hemen yansıdığını görmek mümkündür. Dilin en yoğun kullanıldığı hukuk fakültesinde okutulan derslere ilişkin eserlerin oldukça sığ olduğunu, yazarların bir çok konuyu anlatmakta zorlandığını, fesahattan yoksun olduğunu görmeniz mümkündür. Halbuki 1960 yılında basılan eserlerin son derece ifadeye muktedir olduğu görülmektedir. Türkiye dilini koruyamamıştır ve bir namusunu kaybetmiştir.
Bir toplum için dilin ne kadar önemli olduğu izahtan varestedir. Eğer dili oluşturan kelimeler korunmaz ise aynı şeyleri düşünen ve konuşan insanların anlaşmasına imkan yoktur. Mevlana arabın, rumun, farisinin ve türkün üzüm demek için farklı dört kelime kullandığını ve bunun iletişimde ve anlaşmakta zorluğu neden olduğunu anlatır. Eğer halk basit bir nesneyi ifade etmek için farklı kelimeler kullandığında anlaşmakta zorluk çekiyorsa, havas dediğimiz seçkinlerin entellektüel konularda farklı kelimelerle anlaşmaları imkansız demektir. Gerçekten de Türkiye toplumunun entelijansiyası arasındaki fikir tartışmaları inanılmaz derecede sert geçmekte ve sonuçsuz kalmaktadır. Türkiyenin siyasi hayatında fikir tartışması yapmaktan bir iş yapmaya imkan ve zaman kalmamaktadır. Buna karşılık Türk dilinin korunduğundan ve geliştirildiğinden bahsetmeye imkan yoktur. Bugünkü neslin 1950 yılında yazılmış bir eseri dahi okuyup anlama imkanı kalmamıştır. Bugünkü Türkçede imkan, ihtimal, cevap, izah, vareste gibi kelimeleri bulmak mümkün değildir. Böyle kısırlaştırılmış ve özleştirme adına kelimeleri atılmış bir dille bilimsel çalışmalar yapmak, entellektüel tartışmalara girişmek oldukça zordur. Bu kısırlığın bilimsel alandaki eserlere hemen yansıdığını görmek mümkündür. Dilin en yoğun kullanıldığı hukuk fakültesinde okutulan derslere ilişkin eserlerin oldukça sığ olduğunu, yazarların bir çok konuyu anlatmakta zorlandığını, fesahattan yoksun olduğunu görmeniz mümkündür. Halbuki 1960 yılında basılan eserlerin son derece ifadeye muktedir olduğu görülmektedir. Türkiye dilini koruyamamıştır ve bir namusunu kaybetmiştir.
Gelelim ikinci namusa: Bir ülkenin ikinci namusu kanunlarıdır. Toplumsal yaşamın güvenli bir şekilde sürmesi ve ilişkilerin pozitif olabilmesi için kanunların iyi bir şekilde yapılması ve uygulamanın başarılı olması gerekir. Kanunlar düzeni toplumun mimari yapısını çizer. Bir topluma kanunlarla adeta mimari bir yapı gibi şekil vermek mümkündür. Mimari bir yapının mükemmel olması nasıl kı orada yaşayanların hayatını kolaylaştırır ve yaşam kalitesini artırır. Aynı şekilde kanunlar düzeni sosyal hayatı kolaylaştırır, verimli ilişki ve organizasyonların ortaya çıkmasını sağlar. Fakat bunun için kanunların genel ve eşit olarak uygulanması ve adalet prensiplerine göre yorumlanması gerekir. Yoksa kanunu adalet amacından sarfı nazar ederek sırf kanun olduğu için tatbik etmek, sosyal hayatı tahkim edici değil, tahrip edici bir etki doğurur.
Üçüncü namus ise paranın değeridir. Eğer bir toplumda paranın değeri korunmaz ve paranın bir mal ve hizmet karşılığını oluşturan cetvel ve ölçü olduğu kabul edilmez ise orada para değişim aracı olmaktan çıkar ve soygun aracı haline gelir. Yönetim paranın hacmi ile oynayarak mal ve hizmet bedellerinin ölçülemez hale gelmesine neden olur. Karşılıksız para basılarak bir birim malın değeri on paraya hatta, milyon paraya çıkarılır. Mesela; Türkiyede bir sakızın fiyatı bir milyon liraya kadar çıkarılmıştı. Para bir değişim aracı olmaktan, ölçü olmaktan çıkınca kötüleşir ve ortaya iyi para arayışları çıkar. Bu nedenle Türk halkı yıllarca yabancı paraları bir mal gibi satın almak zorunda kalmıştır. Öyleki yabancı paraları alıp satan döviz büfelerini her yerde görmek mümkündü. Devlet paranın namusunu koruyamayınca halk namuslu para peşinde koşar hale gelmişti. Yüksek enflasyon dönemlerini takip eden yüksek oranlı devalüasyonlar birer soygun aracı olmuştu. Öyle ki paradan para kazanma dönemi başlamıştı.
Bu dönem aynı zamanda Türk sosyal hayatında bir değişimin gerçekleştiği dönemdi. Kültür, deneyim, bilgi, zeka yoksunu yeni bir azınlık türedi. Bu azınlığın belirgin yönleri ise kurnazlık, işbitiricilik, kanun tanımazlık, köşe dönücülük gibi hasletlerdi. Parasının namusunu koruyamayan bir ülke sosyal yapısını ve iktisadi düzenini işte böyle tarumar eder. Burjuvasını murolaştırır. Gelecek hesabı yapılamaz hale gelir. Bu para piyasasındaki anarşidir. Bunun sosyal ve siyasi hayata yansıması şüphesiz yine istikrarsızlık ve anarşi şeklinde olacaktır ve olmuştur.
Bu dönem aynı zamanda Türk sosyal hayatında bir değişimin gerçekleştiği dönemdi. Kültür, deneyim, bilgi, zeka yoksunu yeni bir azınlık türedi. Bu azınlığın belirgin yönleri ise kurnazlık, işbitiricilik, kanun tanımazlık, köşe dönücülük gibi hasletlerdi. Parasının namusunu koruyamayan bir ülke sosyal yapısını ve iktisadi düzenini işte böyle tarumar eder. Burjuvasını murolaştırır. Gelecek hesabı yapılamaz hale gelir. Bu para piyasasındaki anarşidir. Bunun sosyal ve siyasi hayata yansıması şüphesiz yine istikrarsızlık ve anarşi şeklinde olacaktır ve olmuştur.
İşte bir devlet ve toplum bu üç namusu korumadığı sürece ayakta kalamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder