İmam ve öğretmenin ortak bir tarafı var. Her ikisi de doktrin devletinin mihenk taşı. Her ikisi de preseküler medeniyetin kurucusu. Tanrıya yakın olduğunu iddia edenler imama dayalı preseküler medeniyeti, Tanrı ile yakınlığını bonservis olarak kullanmak istemeyenler öğretmene dayalı preseküler medeniyeti kurmak istiyor. Her ikisinin de gözden kaçırdığı gerçek adalet ve özgürlük düzeni. Bu nedenle imama dayalı medeniyeti tasfiye etmek ve öğretmene dayalı bir medeniyet kurmak toplumların kaderini pek değiştirmiyor.
Toplumların kaderini değiştiren ve seküler medeniyete taşıyan devrim aslında hukuk ve özgürlük devrimidir. Bu devrimin yeni aktörü, yeni imamı yargıçtır. İşi bu dünya düzenini korumaktır. Öteki dünya işlerine karışmaz yargıç. Tanrının bu dünyadaki gölgesi veya yol göstericisi değildir. Böyle bir iddiada bulunmaz. Bu nedenle laik düzenin bekçisidir. Demek ki laiklikten söz etmek istiyorsak önce düzenin koruyucusu rolünü yargıca vermemiz gerekiyor.
Yargıç yasaları uygulayan ve adalet gerçeğini görmezden gelen bir robot değildir. Bir İngiliz yargıç bu gerçeği şöyle ifade etmiştir. 'Meclis genel olayların yargıcı, yargıç özel olayların kanun koyucusudur' Bunun manası şudur, yargıca olaya özgü yasama yetkisi verilmelidir. Böylece yargıç seküler düzenin koruyucusu olabilecek, imam ve öğretmenden kendi görevlerini devralabilecektir. Yargıcı bir memur gibi görmek ona bu rolün yüklenmesini imkansız kılmaktadır. Memur yargıç modern toplumda imamdan doğan boşluğu dolduramaz. Öğretmen ise yargıcın rolünü üstlenemez. Öğretmen ve imam ancak ülkü devletinin taşıyıcısı olabilir. Ülkü ve doktrin devletleri ise kendi bireyleri arasındaki ilişkileri dahi düzenlemekten acizdirler. Doktrin devletleri önce kendi vatandaşlarının ileri gelenlerini yerler, sonra güçleri yeterse başka ülkelere saldırırlar. Osmanlı ve sovyetler birliği bunun iki örneğidir. Fakat bu iki devletin en önemli tarafı, yargıcı yüksek memurlar arasına almak ve diğer memurların üzerine yerleştirmek olmuştur. Böylece doktrin devletinin savunucuları arasına yargıçlarda girmiş olmaktadır. Fakat yargıcın hakim sınıfa dahil olması ve onların tarafını tutması despot bir düzenin kurulmasına neden olmuştur. Düzen güçlüdür ama adaletsiz ve acımasızdır.
Osmanlı aslında evrenselliğe giden yolun adaletten geçtiğini anlamıştı. Anlamadığı husus bu adalete kendi halkınında muhtaç olduğu ve seçkinlerinde bu düzene tabi olması gerektiği idi. Bunu anlamadığı için self emperyalist davranmaktan hiç bir zaman geri kalmadı. Aslında bu yönüyle hem osmanlıda hem de rus modelinde genişleyen şey despotizmdi. Sürdürülmesi imkansızdı ve öyle oldu. Bir gün selimiye kışlasında cepheye gidenlere hitap eden meşhur paşa sadece şunu söyleyebildi. 'Hepiniz öleceksiniz' Belkide askerlerden bir uyanış ve itiraz bekliyordu. Fakat anadolunun köylerinden gelen gençler öyle uysaldı ki cennete uçmayı hayal ediyorlardı. Paşa askeri isyana teşvikten yargılanmak istemiyordu. Alelacele kürsüden indi ve askerleri trene bindirdi. O askerlerin hepsi bir kurşun bile atamadan öldü.
Osmanlı aslında evrenselliğe giden yolun adaletten geçtiğini anlamıştı. Anlamadığı husus bu adalete kendi halkınında muhtaç olduğu ve seçkinlerinde bu düzene tabi olması gerektiği idi. Bunu anlamadığı için self emperyalist davranmaktan hiç bir zaman geri kalmadı. Aslında bu yönüyle hem osmanlıda hem de rus modelinde genişleyen şey despotizmdi. Sürdürülmesi imkansızdı ve öyle oldu. Bir gün selimiye kışlasında cepheye gidenlere hitap eden meşhur paşa sadece şunu söyleyebildi. 'Hepiniz öleceksiniz' Belkide askerlerden bir uyanış ve itiraz bekliyordu. Fakat anadolunun köylerinden gelen gençler öyle uysaldı ki cennete uçmayı hayal ediyorlardı. Paşa askeri isyana teşvikten yargılanmak istemiyordu. Alelacele kürsüden indi ve askerleri trene bindirdi. O askerlerin hepsi bir kurşun bile atamadan öldü.
Biz bunları okuyoruz ama bunları yaşayan birisi vardı. Atatürk. Onun amacı koyunlaştırılan ve aklı bağnaz doktrin tüccarları tarafından esir alınan Türk halkını uyandırmak ve özgürleştirmek idi. Bunun için imamı sosyal hayattan çıkardı ve yerine öğretmeni koydu. Topyekün cahil olan halkı böylece uyandırmak istiyordu. Halkın cahilliğinin kökeninde haklarının yönetime ve güçlüye karşı savunulmamış olması yatıyordu. Bu sorun çözülmediği sürece halkın eğitilmesi bir sonuç vermeyecekti. Halbuki imamın yerine yargıcı koyması gerekiyordu. Sosyal hayatın her seviyesi hukuk tımarına muhtaçtır. Bugün üniversite mezunları tarafından soyulan az gelişmiş ülkelerin hepsinde unutulan gerçek işte bu yargıçlık mesleğinin düzen koruyucu rolüdür.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder