Şehirleşme ile medenileşme birbirine paralel kavramlardır. Köyden roman yazan bir kişi çıkmaz. Çünkü köylünün içtimai yaşamı bitki ve hayvanlarla çevrilmiştir. Dolayısıyla köylü çevresindeki varlıklarla kültürel bir ilişki kuramaz ve bu hayat onu entellektüel bakış açısından alabildiğine uzaklaştırır. Tarıma dayalı ekonomisi olan köylü toplumlarda bu nedenle demokrasi kültüründen çok otoriteye itaat etmeye dayalı teslimiyetçi bir kültür vardır ve böyle bir toplum kendi içinden çıkardığı şehirli azınlık tarafından kolaylıkla idare edilebilir.
İşte bu köylü toplumların tedricen şehirleştirilmesi lazımdır ki, medeniyet süreci başlatılabilsin. Bunun için öncelikle şehir soylu olan okur yazar seçkinlerin toplu yaşama sanatının ilkelerine vakıf olmaları gerekir. Böylece köyden şehire göç aynı zamanda köylülükten şehirliliğe dönüşmek anlamına gelebilecektir. Eğer şehirli azınlık toplu yaşamın kural ve yaptırımlarını koyamamışsa, konformist düzenin ayakta tuttuğu düzenin şehri istila etmesini engelleyemez. Buna şimdi mahalle baskısı denmektedir.
Cumhuriyet döneminde köylü şehre intikal ettiğinde hürmet duyacağı bir hukuk düzeni ile karşılaşmamış, bilakis şehrin hukuksuzluğu karşısında şaşırmış ve bu düzenin rantına sarılmaya çalışmıştır. Mesela boğazdaki ormanları talan eden bakanları ve başbakanları görünce önce ormandan bir odun parçasını izinsiz getirdiği için kendisini sorgulayan hakimi aramış, onu bulamayınca gecekondu yapacak bir arazi temin ederek, hukuksuz demokrasinin siyasetçileri gibi davranmaya karar vermiştir.
Bu nedenle şehirli seçkinlerin gecekondu istilasını önlemeye ve ondan şikayet etmeye hiç bir zaman hakları olmayacaktır. Çünkü cumhuriyetin burjuvasının temel özelliği hukuk tanımaz olmasıdır. Eğer bir ülkede burjuvazi hukuku tanımıyor ise o ülkede düzen ve nizam kurulamaz. Bugün içinde yaşadığımız ve şehir dediğimiz devasa köylerin temel sorunu işlemeyen hukuk düzenidir. Köyleri gelenek kurallarının yardımı ile az buz idareye muktedir olan şehirler, şehrin karmaşık sosyal ilişkilerini düzenleyecek hukuk kurumlarını inşa edememişlerdir.
Bunun ağır sonuçları vardır. Bir kere şehrin nitelikli kültürünü hazmetmiş insanlar niteliksiz kalabalık içinde bunalmışlar ve yurt dışına kaçmışlardır. Böylece şehirler ülkeyi idare edecek beyinlerin yetiştiği yerler olmaktan çıkmıştır. Burjuvazi hukuk tanımadığı için kendi yarattığı cehennemden kaçmanın yollarını aramaktadır.
Öyle ki burjuvazi bırakın halkın hukuk sorunlarını çözmeyi, kendi içindeki sorunları bile çözememiştir. Bu nedenle burjuva hukukunu düzenleyen anayasa hala bir sorun olarak devam etmektedir. Halbuki seçkinlerin anayasa kavgasını 1410 yılında bitirmeleri gerekirdi. O zaman ellerinde çok güvendikleri ilahi kökenli bir doktrin bile vardı. Demek ki çok güçlü doktrinler bile burjuvayı hukuk çizgisine çekmeyi sağlayamamaktadır.
Bu nedenle seküler düzenin sosyolojik kurallarını esas alan ve objektif niteliği haiz olan hukuk düzeninin tesis edilmesinden başka çare yoktur. Türkiyenin şehirleşmesi ve medenileşmesi buna bağlıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder