14 Ağustos 2009 Cuma

Merkeziyetçilik ve Ademi merkeziyetçilik (Centralization and Decentralization)

Bir memleket ya yerinden idare edilir ya da merkezden. Eğer bireyci ve özgürlükçü bir ülke sözkonusu ise yerinden idare, eğer tutucu bir toplum söz konusu ise merkezden idare kurulur. İnsana birey olarak değer vermeyen, azgelişmiş, kaba ve niteliksiz toplumlarda sosyal yapı merkeziyetçiliği dayatır. Çünkü böyle toplumların bireyleri kaba ve niteliksiz olduğu için başkalarına karşı her zaman güç gösterisinde bulunurlar ve güçlü olan kazanır. Doğal olarak hukuk böyle bir toplumun insanları için anlaşılması zor bir kurumdur. Sonuçta bu tip toplumların bireyleri merkeziyetçi bir düzen kurmadan idare edilemez. İlkel toplumun diğer bir dayatması ise devletin doktrine dayanması olacaktır. Bu sosyal ve idari yapı sonuçta bir diktatörle tamamlanır. Eğer bu nitelikteki bir toplumu demokrasi ile idare etmeye kalkarsanız ortaya kaostan başka bir şey çıkmaz. Çünkü demokrasi kendi kendini idareye etmeye ve insanı insan olarak kabul edip birey haklarını tanımaya dayalı bir rejimdir. Kendini yücelten başkalarını tanımayan insanlardan oluşan bir toplumda bu nedenle demokrasinin işlemesi mümkün değildir. Böyle bir toplumu dönüştürmek için hukuk kurumlarının topluma önderlik ve hakemlik edebilecek kadar geliştirilmesi gerekir. Cumhuriyet döneminde Atatürk'ün kısa bir sürede elde etmek istediği böyle bir netice idi. Fakat osmanlının entellektüel sınıfı cumhuriyeti kurarken geçmişten gelen geriye dönüş eğilimlerini içlerinde barındırıyorlardı. Bu nedenle Atatürk'ün aradığı aydın ve halk kalitesi henüz ortada yoktu. Sonuçta demokrasiye geçiş süreci medeniyete geçiş süreci ile aynı manaya gelmedi. Demokrat oldukça yozlaştık, yozlaştıkça antidemokrat olduk. Demokrasi içinde bir tiranlık rejimini barındırıyordu adeta. Maskesi demokrat olan bir tiranlık rejimi sosyal ve iktisadi hayatı düzenlemekten aciz olacaktı ve oldu. Böyle bir toplumda şehirleri planlamak mümkün değildir. Şehirler planlanamaz ise hiç bir şeyi planlamak mümkün değildir. Kanunlar düzeni işler hale getirilmeden ise şehirleri planlamak mümkün değildir.
Şu halde karşımızda iki insan tipi bulunmaktadır. Bunlardan birisi gelişmiş, çağdaş, bireyci, entellektüel insan tipi. Diğeri kavgacı, hak tanımaz, homoerektus insan tipi. Birinci tip insan demokrasi ile idare edilebilir. Fakat ikinci tip insanın demokrasi ile idare edilmesi mümkün değildir. Türkiye birinci tip insana sahip olmadan demokrasiye sahip olmak istiyor. Öncelikle bu sorunun çözülmesi gerekir. Bu sorunun çözülmesi için yapılan Atatürk devrimleri aslında başarılı bir atılım yaparak iyi bir eğitim ve çağdaşlaşma hamlesi yapmıştı. Fakat bunu hukuk devrimleri ile yaşama geçiremedi. Şöyle ki hukuk devrimleri sosyal ve iktisadi hayatı düzene sokacak bir kural koyuculuğu becerecek güce eriştirilemedi. Sonuçta ortaya yeni düzenden geçinen ve alt sınıflardan kopan bir azınlık ortaya çıktı. Üstelik bu sınıf hakimiyetini kalıcı yapmak için hukuk tanımaz bir düzenin savunuculuğunu yapmaya başladı. Bunun osmanlı seçkinciliğinden bir farkı olmadığı gibi, bu gelişme Atatürk devrimlerinin halkçılık ilkesi ile taban tabana zıt bir gelişme idi.
Bu dönüşümü ne halk istemişti nede Atatürk. Böylece ortaya demokrasiyi taşıyacak bir halk sınıfı çıkmadı. Halk monarşik düzenin kölesi olduğu gibi, göstermelik demokrasinin oy makinası olarak görülecekti. Bunun sebebi hukuk kültürünü idrak etmeyen bireylerden oluşan toplum yapısının muhafaza edilmesi ve seçkinlerin halk aydınlanmasını umursamamasıydı. Aydınlar halk ile bu devrimi yapmak ve tamamlamak için irtibat halinde olmak zorundaydı. Bu irtibat halkın bir kesimi ile kurulabildi. Fakat halkın büyük bir kesimi aydınların hukuka olan ilgisizliği ve o güne kadar benimsedikleri bazı dini değerlere yabancı olmaları nedeni ile bu devrimlere katılmayı istemedi. Halbuki bu devrimleri idrak etmeleri onların vatandaş olmalarını ve demokrasiyi taşıyacak hale gelmelerini sağlayacaktı. Fakat bu iletişimsizlik nedeniyle halk yeniden osmanlının aydınları olan din adamlarına yöneldi. Halkın bu yönelişi aslında demokrasinin bir müddet sonra tiranlığa dönüşmesini sağlayacak en önemli ilk adımdı. Çünkü insan ve hukuk temelli bir toplum yapısına doğru gitmektense, ideoloji temelli bir toplum yapısına doğru bir gidiş tercih edilmişti. Halk aslında cumhuriyet devrimlerinin insan haklarına dayalı düzen ayağını anlamayan yada anlamak istemeyen aydınlara bir cevap veriyordu. Bugün geldiğimiz nokta hala insan haklarını ve hukuku algılayamayan bir halk ve aydın kadrosudur. Bu anlaşılmazlığın sürdürülmesi için biraz seküler birazda dinsel ideoloji yeterlidir ve o kadarı toplumda mevcuttur.
Bu halde Türkiye halkının demokrasi sürecini devam ettirmesi oldukça zor gözükmektedir. Fakat bu zorluk demokrasi yolundan dönülmesini gerektirmez. Demokrasiye geçiş oldukça zahmetli, zayiatlı ve uzun süreli olacak demektir. Demek ki henüz yerinde yönetim yapısını taşıyacak bir halkımız mevcut değildir. Bu aynı zamanda yerinden yönetimin ülkesel görünümü olan demokrasiyide taşıyacak bir halkın olmadığı anlamına gelmektedir.
Hukuk sorunu çözüldüğünde aydın ve halk sınıfının hukuku algılaması sağlanmış olacaktır. Bu aydınlanmış halkın demokrasi taşıyıcılığını yapmasını sağlayacaktır. Böylece merkeziyetçi eğilimler azalacaktır. Şu halde demokrasinin olmazsa olmaz koşulu işleyen hukuk düzenidir. İşleyemen ve algılanmayan hukuk düzeninin yol açtığı kargaşanın çözüm yolu ise merkeziyetçiliktir. O halde demokrasinin önünde iki seçenek vardır. Ya kayıtsız şartsız hukuk hakimiyeti, yada merkeziyetçilik.

Hiç yorum yok: