26 Eylül 2010 Pazar

Erdemli toplum ve hukuk

Erdeme dayanan devlet, mutluluğa ulaşmayı ve toplum üyelerinin birbirlerine karşılıklı olarak yardım etmelerini amaç olarak benimser. Hukuk egemenliğinin tesis edilemediği toplumlarda, iyi ve erdemli insanların hakimiyeti sağlanamaz. Hukukun hakimiyeti, ahlakın, doğruluğun ve ehliyetin hakimiyetidir. Hukuksuz topluma, erdemsiz, kötü ve ehliyetsiz insanlar egemen olur. Bu yozlaşmaya rağmen, ahlak öğretilerine, kahramanlık destanlarına, milli değerlere istinat edilerek toplum yaşatılmaya çalışılır. Ancak bu değerler objektif olmadığı gibi bu değerlere aykırı davranmanın hukuki bir sonucu bulunmamaktadır. Devletler herhangi bir sınıfın veya sınıfların hakimiyetine girdiklerinde hukuku ya bir araç olarak kullanmak ya da hukuku tamamen dışlayarak doktrin devleti olmak zorundadırlar. Toplumun tüm sınıflarını işbirliği ve uyum içinde bir arada tutmak için adalet hakimiyetinden başka bir yol ve yöntem mevcut değildir. Toplumdaki sınıflaşma çıkara göre değil, başarıya ve ehliyete göre olmalıdır. Böylece teşekkül edecek olan üst sınıflar taşıyıcı rolünü oynayabilecektir. Aksi halde oluşacak üst sınıflar bu rolü üstlenemedikleri için adalet yerine başka doktrinlerin emrinde toplumu ayakta tutmaya çalışacaklardır. Doktrin fiziki gücün doğrudan kullanılmasını sağlayan bir araçtır böyle toplumlarda. İktidarı elinde bulunduran sınıflar fiziki olarak toplumu kontrol edebildikleri sürece bu yöntemi kullanmaktan çekinmezler. Bir çok kanlı diktatörlük böyle kurulmuştur. Demokrasi çağında böyle bir diktatörlük kurmak mümkün olmadığından, doktrin ile demokrasiyi uzlaştırmak yöntemi tercih edilmekte ve hukuk kurumları pasifize edilmektedir. İşte hukuk kurumlarının sindirildiği bu demokratik yada yarı demokratik düzenlerde hukuk ya tamamen dışlanmakta ya da araç olarak kullanılmaktadır. Rusya, Hindistan ve Çin’de hukuk araç olarak kullanılmakta, Türkiye’de ise hukuk tamamen dışlanmış bulunmaktadır. Bu nedenle anılan ülkelerde düzenin haksızlıkları barındırarak kendini sürdürme ve dönüşme imkanı varken, Türkiye’de bu imkan mevcut olmadığı gibi devlet düzeninin ciddi bir tehlike içinde olduğunu ifade etmek gerekir. Az gelişmiş ülkelerin en büyük yanılgısı hukuksuz demokrasi olacağını zannetmeleridir. Anti demokratik bir düzen hukuksuz sürdürülebilir fakat demokratik bir düzen asla hukuksuz sürdürülemez. Demokrasinin keyfi yönetimleri hukuksuz düzenin rantını kaybetmemek için hukuk açığını muhtelif doktrinlerle kapatmaya çalışırlar. İşte çağımızın başarısız demokrasileri bu zihniyetin eseridir. Demokrasinin hayata geçirilebilmesi için öncelikle hukukun fark edilmiş olması gerekir. Hukuku idrak etmemiş bir toplumun demokrasiyi idrak etmesi ve hayata geçirmesi mümkün olamaz. Türkiye keyfi demokrasinin en güzel örneklerinden birisi olarak, 21. yüzyıla girerken hukuksal paradigmasını kaybetmek üzeredir. Artık kurum ve kuralların algılanması zorlaşmış ve bunların ihdasında hukukun temel ilkelerine ve mantık kurallarına aykırılıklar sıkça görülür olmuştur. Fakülte çökünce, dil harap olunca artık hukuk üretimi yapılamaz hale gelmiştir. Herhangi bir fabrika kısa bir zamanda kurularak ihtiyaç karşılanabilir ancak hukuk düzenini tesis edecek insan unsurunu ve hukuk bilgisini oluşturmak yüzyılı alır. Türkiye son yüzyılda bunu oluşturacak yerde var olan mirası yemiş bitirmiştir.

Hiç yorum yok: