26 Eylül 2010 Pazar

JÜRİTOKRASİ KORKUSU ÜZERİNE

Anayasaların temel sorunu iktidarın kimin elinde olacağı değil, nasıl sınırlandırılacağı olmalıdır. Gerek Avrupa gerekse Amerikan anayasalarında temel amaç bu olmuştur. Anayasa hukukunun ana sorunlarından birisi, devlet iktidarının kontrol edilmesidir. İktidar sadece sınırlandırılmış olmamalı, ayrıca hukuka bağlı olmalıdır ve iktidarı elinde bulunduranlar hukuku nazara almalı, keyfi davranmamalıdır. Bu nedenle devlet iktidarını kontrol etmek için negatif bir iktidar kurmak zorunludur. Bunun için kuvvetler ayrılığı ve veto sistemi gibi farklı anayasal kurumlar vardır. Fakat kontrolün nihai noktası ve kaynağı hakkında bir belirsizlik mevcuttur. Kontrol eden gücün tepe noktası ile kontrol edilen gücün tepe noktası arasındaki ilişkinin nasıl olacağı, belli değildir. İki ayrı iktidarın devlet idaresini kilitlemesi sorunu bir yana çatışma ihtimali bile vardır. Buna karşılık görünüşteki ayrı kuvvetlerin bir şekilde ittifak etmesi de söz konusudur. Böyle olunca pozitif ve negatif olarak iktidarı ikiye ayırmanın pratik bir sonucu olmayacaktır. Bu nedenle “devlet iktidarının nihai kontrolü halk tarafından yapılmalıdır. Bu teori Kant tarafından geliştirilmiştir. Bu toplum bağımsız mülkiyet sahipleri üzerine kurulmuş, demokratik kurumlara sahip, açık bir toplum olmalıdır. Count Herman Wedel Jarlsberg’e göre muhalefet o kadar önemlidir ki iktidarı kontrol etmek için onu olmasa bile icat etmek zorunludur….despotun iktidarı daha sonraki despotlar tarafından karşı çıkılabildiği için kendi kendini yıkıcıdır. Despotun iktidarına yine kendi iktidarı tarafından muhalefet edilir…bir kimse kurallara uymamak suretiyle kendi iktidarının altını oymaktadır. Negatif iktidar pozitif iktidarın bu hatasını önleyerek aynı zamanda onun korur ve devamlılığını sağlar.”[1] Nitekim Atatürk hükümetin yolsuzluk yaptığı ihbarı üzerine iktidarı kontrol etmek için bizzat muhalefet partisi olarak serbest fırkayı kurdurmuştur. Demek ki demokrasi devlet iktidarının kontrol edilmesi için geliştirilmiş bir yönetim tarzıdır. Bu kontrolde nihai gücü ve noktayı kamuoyu oluşturmaktadır. Bu nedenle Alman anayasa hukukunda anayasayı korumak görevi halka tevdi edilmiştir. Hukuk devletinde kurallar ve haklar lehine bir vazgeçme söz konusudur. Bu vazgeçme kendi gücünü kullanırken kurallara uymayı gerektirir. Böylece vazgeçen kimse gücünü kullanmaktan ve ihkak-ı hak etmekten vazgeçmekte ve kurallara uymayı taahhüt etmektedir. Vazgeçenlerin içinde kuralları yapanlar da vardır. Güçlüler kurallara uymanın kendi yararına olduğunu bilirler. Güçsüzler ise kuralların yaptırımlarından çekindikleri için uyarlar. Kuralların geçerli olduğu bir toplum statükoyu korumanın ve sürdürmenin temel şartıdır. Güçlüler bu statükolarını sürdürmek için kurallı toplumdan yana olmak zorundadırlar. Güce karşı koymak isteyen anarşistlerin kural tanımazlığı ve yıkıcılığı statükoyu değiştirmek isteklerinden kaynaklanmaktadır. Uzun vadede kurallara uymak toplumun her sınıfının çıkarına olacaktır. Çünkü kurallı bir toplum sürdürülebilir büyümeyi ve medeniyeti tesis etmeyi başaracaktır. Böyle bir toplumda kurallar eylemden önce gelecektir. Eğer eylem kuraldan önce gelirse, gücü elinde bulunduranlar kuralları kendi lehlerine değiştirme eğilimi içine gireceklerdir. Burada kurallı bir toplumun içine düştüğü bağnazlığa temas etmeden geçmek mümkün değildir. Kurallar aklın ve bilimin ışığında yapılan çalışmalar neticesinde ihdas edilir. Fakat her hadiseyi önceden derpiş etmek ve kuralları mükemmel bir şekilde vazetmek insanın kudreti dışındadır. Bu nedenle kuralların bir müddet sonra yetersiz kaldığı olaylar ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda kuralları amacına, akla ve bilime, hak ve nasafete göre yorumlayabilmek gerekir. Böylece sistem insan aklından ve bilimden uzaklaşmamış olacaktır. Pozitif iktidarı elinde bulunduranlar kuralların bu yetersizliğini çıkarları için kullanmaktan çekinmezler. İşlerine gelince kuralları akla, bilime ve adalete göre yorumlarlar, işlerine gelmezse kuralın kutsallığından bahsederek kişiyi kuralın içine hapsederler. “Modern devlet topluma hizmet etmek için kuruldu. Fakat toplum için bir tehdit oldu. Demokrasi hukuk devletini destekleyen bir yönetim biçimi olarak takdim edildi. Fakat hukuk devletinin altını oydu. Hukuk devletinin kalıcı yasaları adalete hizmet etmek için oluşturuldu. Fakat aynı yasalar toplumu mahkum etmek için kullanıldı.”[2] Bunun için pozitif iktidarın adalet ideolojisine inanmış negatif iktidara sahip yargıçlar tarafından demokratik bir muhakeme sistemi içinde kontrol edilmesi zorunludur. Bu aşamada anayasa hukukçuları jüritokrasi oluşacağından endişe ederler. Fakat bu endişe yersizdir. Çünkü hukuksal denetimi yapmakla görevli yargıçların emir ve idare yetkisi yoktur. Bu yetki denetime tabi olan idareye aittir. Güç idarenin elindedir. Burada yargının yaptığı tek şey gücün yerinde kullanılıp kullanılmadığını denetlemektir. İki milyon memurun tamamı idarenin emrinde bulunmakta, beşyüz milyar dolarlık milli gelire idare hükmetmektedir. Durum bu kadar bariz iken jüristokrasi endişesi aslında idarenin hukuk denetimi dışında yaşamayı gelenekleştirme isteğinden başka bir şey değildir.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                               


[1] Demokrasi ve hukuk devleti Francıs Sejersted Çeviren M. Tevfik Gülsoy
[2] Demokrasi ve hukuk devleti Francıs Sejersted Çeviren M. Tevfik Gülsoy

Hiç yorum yok: