26 Eylül 2010 Pazar

Kanunların genelliği

Kanunların genel olarak uygulanması iki açıdan gerçekleşmelidir. Birincisi olay açısından uygulamadır. Bunun manası kanunların ister hafif ister ağır ihlal olsun, tüm fiiller ve olaylar hakkında uygulanmasıdır. “Yasaların ilk özelliği, genelliğidir. Bütün yurttaşları bir bütün olarak, davranışları soyut olarak görür.”[1] İkincisi ise kanunların tüm kişiler hakkında uygulanmasıdır ki, bu halde kanunun muhatabı olan kişinin sıfatına görevine ve gücüne bakılmaz. Kanun karşısında herkes aynı güce ve hakka sahiptir. Suçlunun makamı olmaz. Kuvvet kanunda olmalıdır. Kanunların uygulanması sırasında istisnalar oluşturulmamalıdır. Bu noktada kamusal düzeni bozan ilk istisna, kendinden sonra zincirleme suretiyle istisnaların doğmasına yol açar. Aynen vücuda bir virüsün girmesi gibi kuralın uygulanması sırasında yapılan ilk istisna, hukuksuzluk virüsünün yerleşmesine neden olur. Bu hukuksuzluk virüsü meşru kurumlar ve kurallar içinde yayılarak ve çoğalarak, kamusal hayatı felç etmeye çalışır. Yıllar sonra toplumu tehdit eden, sosyal ve ekonomik yarardan yoksun yapılar ortaya çıkar.[2] Bu noktada ilkel hukuk anlayışını bekleyen ikinci bir tehlike vardır. Kamu düzenini tehdit eden sosyo-ekonomik hastalıklar kanun yapılarak giderilmeye çalışılır. Bu anlayışın egemen olduğu dönemler, yok kanun, yap kanun dönemleridir.[3] Yönetici elit kanun çıkarmakla meselenin halledilmediğini, eşitlikçi uygulama gerektiğini anlamak istemezler. Mücerret hukuk metinlerinin ihtişamı, çok defa, bu acı gerçekle yan yana bulunuyor. Bu tablo idarelerin muhteşem yanılgısı oluyor.[4] Müessese işlemiyor, kanunlar bekleneni vermiyorsa, kusuru bunlarda aramaktan ziyade müesseseyi işleten ve kanunları uygulayanlarda aramak lazımdır. 69 yılda üç defa anayasa değiştiren bir memleket az bulunur.[5] 1787 tarihli amerikan anayasası halen yürürlüktedir. Osmanlıda işler yürümeyince idari ve iktisadi yapı bozulunca padişah durmadan fetva alıyor ve eyaletlere emirler, fermanlar yağdırıyordu. “Fetva kitaplarında çok sert görüşlere rastlanmaktadır. Tımar mevzuatının tedvin edildiği dönemde şeyhülislam olan ebussuud efendinin ve tımar sisteminin ıslahı için yoğun çalışmaların yapıldığı dönemde şeyhülislam olan sunullah efendinin görevini ihmal eden tımar erbabı hakkında çok sert fetvaları bulunmaktaydı.”[6] Osmanlıda tıpkı günümüzdeki gibi idari, içtimai ve iktisadi sorunlar kanun çıkarılarak çözülmeye çalışılmıştır.[7] Fakat kanunların uygulamada sonuç verebilmesi için öncelikle doğru olması, herkese her zaman uygulanması, yani genel ve eşit olarak uygulanması, bu uygulamanın yargı gücü tarafından denetlenmesi gerekir. Halbuki Osmanlıda siyasi, mülki, mali ve askeri güç ile onların fikir kaynağı ve meşruiyet mührü olan medreseler yani üniversiteler ve ulema sınıfı, hukuk kurumlarının sirayet edemediği yerlerdi. Bugünde aynı sorun mevcuttur. Bu kurumlar yargı erki karşısında dokunulmazlıklara sahiptirler. “16. yy. da yazılmış olan kitabı müstetab da tımar idaresinde en yetkili kimseler olan beylerbeyi ve sancak beylerinin tımarları para karşılığı usulsüz dağıttıkları, boşalan ve mücahitlerin hakkı olan tımarları kendi köle ve seyislerine dağıttıkları, kapılarının eskisi gibi mükemmel olmadığı, bu sebeple tımarlı sipahi ordusunun 200.000 den 20.000 e düştüğü yana yakıla anlatılmıştır… devlet kanuni döneminin sonlarında fark ettiği bu sorunları gidermek için yeni hukuki ve idari düzenlemelere gitmeye başlamıştı. 3. murat, 3. Mehmet, 1. Ahmet dönemlerinde peş peşe çıkarılan çok detaylı bir şekilde konuları ele alan adaletnameler devletin bu ıslahat girişiminin sonucu idi. Kanun hakimiyetini sağlama, askerin yetki dışı faaliyetlerini sınırlandırma, sadrazamın otoritesini güçlendirme hedefi güdülüyordu. Bunun yanında devlet ilmiyeyi ve seyfiyeyi nizam altına almak için başka kanunlarda çıkarıyordu.”[8] Fakat kanun çıkarmakla, reform yapmakla bugün olduğu gibi bir neticeye varılamıyordu. Balık baştan kokuyor ve devlet tavandan çöküyordu. Bu nedenle yönetimin yargı ile mücadele etmek yerine, idari örgütü hukuka uygun olarak çalıştırmak için adli gücü işler ve etkin hale getirmesi gerekiyordu. Bugün olduğu gibi o günde bu yapılanma sağlanamamıştı. Bir teşkilatta anatomik hata varsa, o teşkilatın verimli çalışması kurallarla sağlanamaz. Osmanlının ve Türkiye’nin ana sorunu devlet teşkilatının anatomik yapısındaki bozukluktur. Bu nedenle ne kadar çok kanun çalışması yapılırsa, o kadar düzen tereddi edecektir. Önce anatomik yapıdaki hatalar giderilmelidir. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki eşitlik ve eşgüdüm sağlanmalıdır. Hükümet başkanlarının naibleri yönetici seçkinlerdir. Fakat devlet başkanının naipleri yargıçlardır. Devlet teşkilatının anatomisi buna göre şekil almalıdır. Bu gerçek hem Osmanlı, hem de cumhuriyet tarafından göz ardı edilmiştir. Böylece ortaya Osmanlı cumhuriyeti çıkmıştır.


[1] İlhan Akın Kamu hukuku 1974 bası sh. 165
[2] Bir ülkenin geri kalmasında ben yargının çok büyük fonksiyonları olduğuna inanırım. Bir ülkeyi geri bırakmak istiyorsanız önce yargısını bozun derim. Yargısı bozulan sistemde haksızlıklar artar. Haksızlıklardan nemalananlar zamanla örgütlenmeye, bu durumun devamı için sistemi daha fazla dejenere etmeğe başlarlar. Sonunda yargısı bozulan sistem, diğer kurumları da ayakta tutamaz ve ülkeler iflas eder. Böyle bir sistemde dürüst ve çalışkan insanlar kendilerini kullanılmış ve aptal hissetmeye başlarlar. Sonunda kimse görevini yapmak istemez ve herkes kısa yoldan köşe dönmecilik oynamaya başlar, bu virüs topluma egemen olursa, artık o ülkeye yapılacak bir kötülük kalmamıştır. Mehmet Yılmaz Adalet.org. sitesi.
[3] Bu dönemlerin en büyük özelliklerinden biriside kanun enflasyonu olmasına rağmen adaletin tesis edilememesi ve tam bir hukuksal karmaşa yaşanmasıdır. Adeta araçların çok olması ama insanların taşınamaması gibi. Bu durum medeniyet açısından bir noksanlıktır. Devlete has bir ruh hastalığıdır. Bir memlekette ne kadar çok yasa ve nizam varsa, orada o kadar da çok hırsıza ve hayduta rastlanır. Lao-Tse
[4] Kamran İnan Devlet idaresi  7. bası, s. 163
[5] İnan age. s. 72
[6] Agm. Prof. Dr. Mehmet İpşirli s.225
[7] Devlet ne denli bozulmuşsa kanunların sayısı da o denli çoktur. Tacitius
[8] Agm. Prof. Dr. Mehmet İpşirli s.225

Hiç yorum yok: