İnsanların hukuken eşit olmaları, iktisadi eşitsizliği hazmedilir hale getirmedikçe bir anlam taşımaz. Bu nedenle sosyalist akımlar her zaman toplumda revaç bulmaktadır.[1] Devlet ve toplum hayatında sosyalist akımların özel mülkiyet düzenini ortadan kaldıracak şekilde gelişmesinin nedeni, hukuki eşitlik ilkesinin maddi olarak hayata geçirilememesidir.[2] Eğer hukuki eşitlik ilkesi mümkün olduğu ölçüde pratikte gerçekleştirilirse, iktisadi eşitsizlik azalacağından, mevcut iktisadi eşitsizlik sorun yaratmaz ve tolere edilebilir. Önemli olan iktisadi eşitsizliğin, hukuki eşitlik altında oluşmasıdır. Hukuki eşitliğin uygulamada gerçekleşebilmesi için kanunların eşit ve genel olarak uygulanabilmesi gerekir. Hukuki eşitliğin uygulamada gerçekleştirilmesi, toplumsal gelişmeyi sağlayacak ve iktisadi zenginlik ortaya çıkacaktır. Bu zenginlik normal ihtiyaçların karşılanmasına yeteceği için iktisadi eşitsizlik toplumsal huzuru bozacak kadar hissedilmeyecektir. Başka bir ifade ile iktisadi eşitsizlik, hukuki bir gerekçeye bağlanmış olduğundan, hem karşı çıkılamaz, hem de makul bir oran sağlandığından hazmedilebilir hale gelecektir. Bugünün hukuka dayalı liberal ekonomileri, bunun en güzel örneğini teşkil eder. Bu nedenle iktisadi eşitliğin, hukuki eşitlikten önemli olduğunu, dolayısıyla ekonomik yapının hukuki yapıyı belirlediğini ileri sürenler haklı değildir. Fakat tekrar edelim ki, hukuki eşitlik kavramı kağıt üzerinde kalmamalıdır. İktisadi eşitsizliğin hukuksuz yollarla oluştuğu ülkelerde, kazanan tarafı teşkil eden sınıflar, hukuki eşitlik kavramının sözde kalması için yargı erkinin güçsüzleştirilmesine gayret ederler. Böyle olunca anarşinin beşeri kaynağı olan alt sınıfların genişlemesi kaçınılmazdır. Şu halde hukuki eşitlik hayata geçirilmediği sürece, iktisadi eşitsizliği dengeye doğru sürükleyemez ve hazmedilir hale getiremez. Hukuki eşitlik hayata geçirildiğinde, iktisadi eşitsizliği ortadan kaldırmasa bile azaltacaktır. Çünkü doğal eşitsizlik her zaman iktisadi eşitsizlik olarak karşımıza çıkacaktır. Hukuk doğal eşitsizliği yok edemez. Fakat bu eşitsizliğin toplumun yararına bir katma değer oluşturmasını sağlayabilir. Üstün zekalı bir bilim adamının kapısında, vasat zekalı bir hizmetçi olmak zorundadır. Bu bilim adamı teknolojik ürünlerin keşfini ve tasarımını yaptığı sürece ortaya çıkan milli hasıladan, kapıda bekleyen hizmetçide payını alacaktır. Hukuki eşitlik sağlanmazsa, üstün zekalı kişi ile vasat zekalı kişi arasında tefrik yapılamayacağından, kayırma, kollama, torpil yoluyla vasat zekalı kişi bilim adamı olarak istihdam edilecektir. Böyle bir bilim adamı milli hasılayı artıracak çalışmalar yapamayacağından, belki de ondan daha yetenekli olan hizmetçisi ve tüm ülke halkı fakir kalmaya devam edecektir. İşte hukuki eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesi uzun vadede son derece önem taşımaktadır. Hukuki eşitlik ilkesini hayata geçiremeyen, Türkiye gibi ülkelerdeki geri kalmışlığın nedeni budur. Bir şekilde teşekkül etmiş olan fiili eşitsizlik, hukuki eşitlikle izale edilemediği sürece toplumun üstün yetenekli bireylerinin seçilmesi ve taşıyıcı sınıfa yerleştirilmesi mümkün olamaz. “Değimli ki hukuken eşittirler, iktisaden eşit olmasalar da olur” sözü hukuki eşitliğin iktisadi eşitliğe tesir etmediğini düşünenlerin yanılgısıdır. Eğer hukuk kuralları kağıt üzerinde kalır ve hayata geçirilemez ise elbette bu hukuki eşitlik iktisadi eşitsizliğin azalmasını sağlamaz, iktisadi eşitliğin mümkün olduğunca gerçekleşmesine hizmet etmez. 1982 Anayasasının 10 uncu maddesine göre, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, politik fikir, felsefi iman, din, mezhep, ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin yasa önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ya da sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları her işlemlerinde yasa önünde eşitlik ilkesine uygun bir şekilde hareket etmek zorundadırlar.” Hukuk kuralları tüm toplum sınıflarına uygulanamaz ve bilhassa kamu gücünü denetleme imkanına sahip bir yargı erki kurulamaz ise bu anayasal eşitlik lafta kalmaya mahkumdur ve toplumun iktisadi ve içtimai yapısı üzerinde hiçbir tesir icra edemez.
[1] Mesela bunlardan Etienne Cabet (1788-1856) icarie adında bir ülke tasarlar. İcarie denen bu ülkede, devlet herkese yapabileceği iş karşılığında yiyecek, giyecek, barınak ve aile hayatı sağlayacaktır. Büyük atölyeler, mağazalar devletin elinde olduğu için, alım, satım söz konusu değildir. Üretimi kendi başına yöneten devlet, yurttaşların bütün ihtiyaçlarını karşılamakla görevlidir. Cabet ve diğer sosyalistlerin ve onların karşısında yer alan liberallerin gözden kaçırdıkları husus şudur; hukuksuz düzende mülkiyet kimin elinde olursa olsun, topluma bir faydası yoktur.
[2] 1789 Fransız ihtilali kağıt üzerinde bir hukuki eşitlik getirdi. Bu nedenle 1800 lü yıllar, sosyalist düşüncelerin geliştiği ve iktisadi eşitliğin savunulduğu bir asır oldu. Hukuki eşitliğin fiiliyata geçirilmesi, ikinci dünya savaşından sonra gerçekleştirilmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder