Osmanlı’nın ve Türkiye’nin süregelen hatası, kamu gücünün hukuk denetimi altında olmaması ve bu nedenle hukukun günlük hayata adalet olarak yansımamasıdır. Bir devlet mevzuatla idare edilir. Mevzuat ise memurlarla tatbik edilir. Bu tatbikattan sonuç alınabilmesi ve mevzuatın devlet idaresinin bir aracı olabilmesi için genel ve eşit olarak tatbik edilmesi gerekir. Kanunların genel ve eşit olarak tatbik edilmesi memurların kanunları uygularken hukuka uygun davranmasına bağlıdır. Eğer kanunlar memurlar tarafından adalet gözetilerek tatbik edilmez ise o ülkede kanun yapmakla bir sonuca varılamaz. Kanunlar içtimai hayatı düzenleyen bir fonksiyon ifa edemezler. Memurlar tarafından kanunlar bazı vatandaşlara uygulanır, bazılarına uygulanmaz ve ortaya hukuka aykırı davrananların eline geçen bir rant ortaya çıkar. Kanunların gereğini yerine getirerek yaşam maliyetlerini artıranlar ile kanunlara uymayarak yaşam maliyetlerini düşürenler arasında haksız rekabet meydana gelir. Rekabet güçlüyü ve yetenekliyi ortaya çıkarmak için gereklidir. Eğer haksız olursa beceriksiz ve ehliyetsiz insanlar üstünlüğü ele geçirir. Neticede toplum medeniyet üretemez hale gelir. Bu haksız yapılanma hayatın her alanına hakim olduğunda, artık devlet duraklama ve çöküş dönemine girmiş demektir. Bu nedenle memurların kanunların uygulanmasında adil davranması şarttır. İşte memurları yasaları uygularken adil olmaya zorlayan iki güç vardır. Bunlardan birisi ahlaktır. Kanunların ahlakı adalettir. Kanunlar sosyal yaşamda ortaya çıkan sorunların tam anlamıyla çözümünü ortaya koyamazlar. Bu nedenle kanun uygulayıcısının adalet anlayışına ve ahlakına sahip olması gerekir. Diğeri ise yargıçtır. Preseküler toplumlar memurları ahlak kurumları ile adil olmaya zorlar. Seküler toplumlarda ise memuru kanuna uymaya zorlayan güç, yargı düzenidir. Laik toplum olmak Türkiye’ye bu değişimi yapmak mecburiyetini yüklemektedir. Fakat Türkiye’de devlet, laik olmak fikrini taşımasına rağmen, hukuk düzeninin yargıç eliyle egemen kılınmasına karşı çıkmaktadır. Böylece laiklik fikri kendisiyle çatışır hale gelmekte veya ideolojik çatışmada taraf olmaktadır. Devleti idare etmeye yeltenen siyasetin, kullandığı kamu gücünü hukuk denetimi altına alması, bunun için yargıçlara tüm memurların üzerinde İngiltere’de olduğu gibi bir statü vermesi gerekir. Aksi halde memur ordusuyla, binlerce kanunla, yüzlerce kurumla dahi olsa devleti idare etmek mümkün değildir. Yargıçlara bu statü verilmeden, memur sayısını artırmanın, devamlı kanun ihdas etmenin, merkezi teşkilatı üst kurullarla donatmanın manası yoktur. “İdare edenlerin adaletten korkmadığı bir yerde adalet güçlü değildir.”[1] Osmanlı bu gerçeği fark etmediği için çökmüştür. Osmanlıda yapılan tüm idari, iktisadi ve askeri reformlar sonuç vermemiştir. Öyle ki bazı reformlar uygulanma imkanı bile bulmamış, bazıları çok kısa süre uygulanmıştır. Çünkü anlattığımız şekilde kanunların uygulamaya geçirilmesi mümkün olmamıştır. Bürokratik güç hukuk denetimi altında olmadığı için bizzat devleti içten içe kemiren bir örgüt olmuştur. Mesela; bugün şehirlerin planlı ve düzenli olması için binlerce memur ihdas edilmekte ve yüzlerce kanun çıkarılmaktadır. Fakat Türkiye’nin hiçbir yerinde planlı ve düzenli bir şehir görmek mümkün değildir. Bunun gibi bir çok alanda yapılan düzenlemeler, sonuçsuz kalmaktadır. Buna sağlığı, eğitimi, ekonomiyi, bankacılığı, tarımı, bilimi, sanayiyi ekleyebilirsiniz. Bütün bunların nedeni kanunların uygulanmasında adalet esasına uyulmaması veya uygulamada ayrıcalıklar oluşturularak, kuralların ortadan kaldırılmasıdır. Kanunların uygulanmasında disiplinin bozulması için sadece bir ayrıcalık tanınması yeterlidir. Bu anlamda devlet demek, kanun demektir. Kanun demek, memur demektir. Memur ise ancak yargıç denetiminde olursa gereği gibi kanunları uygular. Bu nedenle hukuk devleti olmanın birinci şartı, hukuk düzeninin omurgasını oluşturan hâkim sınıfının iyi yetiştirilmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve haklarının korunmasıdır. İyi kanunlar, kötü hâkimler eliyle uygulanamaz. Kötü kanunlar iyi hâkimler eliyle uygulanabilir. Kanunda ne yazarsa yazsın sonuçta hâkimin kararı uygulanır.[2] Hukuk, hâkimin yarattığı hukuktur. Bugün hakim hukuk yaratamıyorsa, bu kusur, yargıyı öteleyen, gölgeleyen ve haklarından yoksun bırakan idarecilerindir. Hukuk devletini kurmak şekli ve maddi tüm kriterleri yerine getirmek anlamına geliyor. Bunun için tüm kurum ve kuralların mevcut olması lazımdır. Ayrıca bu kurumların işlemesi ve kuralların istisnasız uygulanması gerekir. Kısaca devlet olanaklarının ve gücünün kötüye kullanılması, hukuk düzeninin alt üst olmasına yeter. Hukuka dayalı devlet ciddi bir gayreti ve düzeni gerektirir. İyi bir hakim kadrosu ve hukuk bilinci aşılanmış idareciler olması lazımdır.
25 Eylül 2010 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder