Bir memlekette iki kuvvet vardır. Bunlardan birisi şahsi kuvvetler dediğimiz silahlı ordu, diğeri ise gayrı şahsi kuvvetler dediğimiz kanunlar ordusudur. Hippel, yasalar için gayrı şahsi kuvvetler ifadesini kullanmaktadır. Zira kanunlarda diğer fiziki silahlar kadar güçlü olup insan yaşamını etkileyebilmektedir. Gayrı şahsi kuvvetlerin komutanı olarak hakimlik makamı son derece önemi haizdir. Eğer bir memlekette şahsi kuvvetler kadar gayrı şahsi kuvvetlerde yeterli ve etkin olamazsa orada barıştan, medeniyetten, sükunetten, refahtan ve huzurdan bahsedilemez. Nitekim sadece şahsi kuvvetlerin medeniyet ve devlet için kafi olmadığı Saddam hakimiyetindeki Irak’ın ve diğer otoriter yönetimlerin akıbetinden anlaşılmaktadır. Hatta Osmanlı sadece şahsi kuvvetlerin tahkimine önem verdiği ve gayrı şahsi kuvvetlere bir düzen veremediği için yıkılmıştır. Osmanlıda tüm reformlar ve yenileşme çabaları şahsi kuvvetlerin güçlendirilmesi içindir. Zaten reform çalışmaları savaş meydanlarındaki yenilgilerden sonra başlamıştır. Yoksa ülke içindeki siyasi ve hukuki çatışmalar, halk isyanları reform arayışlarına neden olmamıştır. Çünkü iktidarın elinde doktrin ve bu doktrini savunan ordu olduğu sürece halkın bazı kesimlerinin iktidara karşı hukuk mücadelesi vermesi mümkün değildi. Bu nedenle gittikçe bozulan merkezi düzenin oluşturduğu mahalli yapılar, yani ayan ve derebeyleri 1808 yılında senedi ittifakla anayasa çekirdeği oluşturmaya padişahı zorlasa dahi, bundan bir sonuç alınamayacaktı. Senedi ittifak yargı ve hakim teminatına bağlanmamıştı. İttifakın sürdürülmesi yönetici elitin tepesinde oturan padişahın iradesine bırakılmıştı. Çünkü Osmanlı tıpkı Türkiye gibi gayrı şahsi kuvvetleri algılama kudretini kaybetmişti. Halbuki daha 5. yy. da Corpus Juris civilis Institutiones Kitabının Önsözünde, özetle, şöyle denilmekte idi. “Devletin sulh zamanında ve savaşta doğru yönetilebilmesi için, Majesteleri imparator, sadece orduları ile değil, Kanunları ile de temayüz etmelidir; Hükümdar savaşlarda muzaffer olduğu gibi, hikmet dolu kanunları ile de kötü kişilerin yarattığı huzursuzlukları bastırmalı, muhteşem zaferleri ile olduğu kadar hukuk alanında da muteber olmalıdır.”
26 Eylül 2010 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder